DEĞERSİZ SERMAYE


Aysel Gündoğdu

Aysel Gündoğdu

Okunma 06 Ocak 2020, 11:11

Günümüz koşullarında bir iş kurabilmek, bir fikri hayata geçirebilmek için gerekli olan faktörler: emek, doğal faktörler, teknoloji, girişimci ve sermayedir. Bu faktörler zincirin birbirine bağlanmış halkaları gibidir; ancak, bu halkaların içinde sermaye en güçlü halkadır. Kâr amacı güdülen bir işte maddi temel yoksa amaç gerçekleşemez.

Sermayeye farklı açıdan bakacak olursak; temelde ekonomik değer yaratan bir süreç olduğu ortaya çıkar. Bu süreç işlemediği sürece, ortada paraya ya da para yerine geçen türevler olsa da sermaye amacına ulaşamaz, diğer bir ifade ile sermaye ekonomik değere dönüşemez. Konuya daha makro açıdan bakalım. Yeryüzünde bazı ülkelerin piyasalarında sermaye akışı hızlı iken, bazılarında sermaye sıkıntısı yaşanıyor. Sıkıntı yaşayan ülkeler, yatırım olmadığından üretimi genişletemiyor ve büyüyemiyor. Peki bu dengesizlik neden kaynaklanıyor? Bazı ülkeler neden hep fakirdir, bazıları ise neden hep zengin? Yoksa fakirler girişimci ruhundan yoksun mudur? Para parayı çekmekte ve zengin ülkeler kazandıkça daha mı çok kazanmaktadırlar? Daha farklı bir bakış açısı ile “Üçüncü Dünya Ülkesi” diye de geçen fakir ülkelerin sorunu güvensizlik midir? Bu soruların hepsine yaklaşım olabilir. Hernando De Soto, “Sermayenin Sırrı” adlı kitabında bu sorunun farklı ülkelerin sermayeyi üretime dönüştürmedeki dengesizliğinden kaynaklandığı belirtiyor.

Sermayenin Âtıl Kalması

Yapılan araştırmalara göre, Mısır’da fakirlerin biriktirdikleri servet, bu ülkeye yapılan dış kaynaklı doğrudan yatırımların toplamının 55 katı büyüklüğünde. Burada sorun, sermayenin olmaması değil, üretime dönüştürülmede kullanılmamasıdır. Bir anlamda, burada ölü yatırım söz konusudur. Hangi ülke serveti varken üretim yaparak büyümek istemez ki? Bu soruya “tembellik, eğitimsizlik” gibi cevaplar verilebilir; ancak tek başına bunlar hem açıklayıcı hem de gerçekçi olmaz. Soto, kitabında bu soruya farklı bir açıdan cevap bulmuş. Ona göre, bu ülkelerin sermayelerinin âtıl kalmasının sebebi, sermaye yaratan süreçten yoksun olmaları. Bu ifadeyi güçlendirecek bir örnek ise şudur: Haiti’de kırsal ve kentsel emlak toplamı 5 milyar 200 milyon dolar değerinde. Bu tutar, ülkede faaliyet gösteren firmaların varlıkları toplamının 9 katı ve doğrudan yatırımların ise 158 katıdır.

Tescilli Olmayan Gayrimenkuller

Çok daha çarpıcı bir hesap ise şöyle: Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin ve eski komünist ülkelerinin fakirleri tarafından elde tutulan, ancak hukuki olarak sahibi olunmayan gayrimenkullerin değeri en az 9 trilyon 300 milyar dolardır. Buna karşılık Batı’da ev, arazi, menkul gibi her bir varlık mülkiyet sistemi içindeki kurallar tarafından yönetilen kayıtlarda tescillidir. Burada şu noktaya dikkat çekmek isteniyor. Bahsi geçen mülk olan evin, arazin ya da menkul kendisi değil, onu temsil eden ekonomik değerdir. Sonuç olarak, fakir diye nitelenen ülkelerin biriktirdikleri servet, düşünülen tutarların çok üzerindedir. Bu durumun sebebi ise, sermayenin üretime aktarım mekanizmasının yoksunluğudur. Belki bu durum, kapitalist sistemin tuzaklarından biridir, belki zengin ülkeler bu servetin yüzeye çıkmasını istemiyorlardır, kim bilir?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.